Ada yaşamını hep çok sevmişimdir. Yaşadığımız dünyadan apayrı bir ruhu, kendine özgü bir yalınlığı vardır. Gezebildiğim kadar çok ada gezdim. Bozcaada ve Gökçeada ilk gezdiklerimdi. Ve Bedri Rahmi Eyüboğlu “İstanbul deyince aklıma martı gelir” dese de benim aklıma güzelim adaları gelir.

Bu sebeple Ege adalarına iki yıl arayla seyahat ettik. Geçtiğimiz yaz aylar önce planladığımız şekilde 3 aile bir araya gelerek yine ada yollarına düştük.

Kalkış limanı olan Kuşadası’nda uzun pasaport kuyruğu çilesinden sonra gemiye giriş yaptık. Rehberler yardımcı olsa da daha önce aynı gemiyle seyahat ettiğimiz için yabancılık çekmedik. Gemimiz 7 katlı ve Ege Denizi’nde adalar arasında sürekli sefer yapan gemilerden. Çok konforlu olmasa da kısa mesafeli bu seyahat rotası için bizce gayet yeterli.
Odalarımıza yerleştikten sonra öncelikle acil durum eğitimi aldık ve sonrasında grup olarak öğle yemeği için üst katlarda bulunan açık büfeyi tercih ettik.

Gemide birkaç istisna dışında “her şey dahil” kategorisinde istediğinizi yiyip içebilmek büyük rahatlık. Bu seyahatin amacı, sevdiğimiz dostlarla güzel bir tatil yapmak ve görmediğimiz adaları keşfetmek. En popüler olan Mikonos ve Santorini adalarını daha önce gezmiştik ancak öyle güzeller ki yine ve yeniden keşfetmek eğlenceli olacak.

İlk durağımız olan Patmos adasına öğleden sonra vardık ve Skala kasabasına ayak bastık. Tipik Akdeniz mimarisine sahip bembeyaz evler, rengarenk kapılar ve dar sokaklar karşıladı bizi. Patmos’un merkezi olan Skala kasabası, deniz kenarında yer alan şirin lokantaları, pansiyonları ve tenha trafiği ile ada havasını anında hissettiriyor. Araç çok az olsa da sezon ortası olması sebebiyle adanın aradığımız sakin havasından pek eser yok, hayli kalabalık.

www.gezibir.com – 

Hareketli çarşısından geçerek daracık sokaklarından yukarıya doğru yürüdüğümüzde adanın doyumsuz manzarasına doğrusu hayran kaldık. Skala’nın birkaç km yukarısında bulunan Chora köyü tarihi bir köy ve tepesinde bulunan manastır, adanın en önemli tarihi yapısı. Hristiyanlar için Efes’teki Meryem Ana’dan sonra ikinci hac rotası olan Patmos, İncil’in bir kısmının yazıldığı yer olarak da biliniyor. Adanın pek çok tarihi ve turistik yerleri olsa da bizim hepsini keşfedecek vaktimiz olmadığından, kısıtlı süremiz boyunca gezerken bizi en çok etkileyen Patmos’un sadeliği, evleri ve dar sokaklarında yürürken aniden önümüzde beliren ufak tarihi yapıları ve kiliseleri oldu.

www.gezibir.com / Esra Könüç – Ege adaları

Gece geç saatlerde Patmos’a veda ederek gemiye bindik ve rotamızı Rodos adasına çevirdik. Bütün gece yol alırken gemide yolcular için güzel vakit geçirmek adına pek çok seçenek mevcut. Biz ilk gecemizde çeşitli dans gösterileri ve sahne şovlarını izlemeyi tercih ettik ve eğlenceli bir gecenin ardından ertesi sabah erken saatlerde Rodos adasına vardık.

Programda adaya tam gün zaman verilmiş olması bizce harika, zira gezi rotamızda en çok merak ettiğimiz yer burası ama gezerken değil tam gün, günlerce gezsek bile yetmeyeceğini anlamış olduk. Gemide acele bir kahvaltı sonrası vakit kaybetmeden limana indik ve daha ilk anda adanın büyüsüne kapıldık. Limanın hemen ilerisinden başlayan tarihi surları izleyerek ilk gördüğümüz kale kapısından Old Town denilen eski şehre giriş yaptık.

İçeride önümüze çıkan Hipokrat Meydanı ve tarihi dokusuyla dikkat çeken çarşısı turistlerin en yoğun bulunduğu yerler. Çarşıdan yukarıya doğru yürüdüğümüzde çeşitli Osmanlı izlerine rastladık. Eski saat kulesi, kütüphane ve medrese iyi korunmuş olsa da ziyarete kapalı olan Süleymaniye Camii’nin bakımsız halini görmek bizim için üzücü oldu.

www.gezibir.com / Esra Könüç – Rodos Adası

Dinlenmek için oturduğumuz meydandaki bir kafede, garsonla klasik bir Türk kahvesi mi Yunan kahvesi mi atışması yapıp eğlendikten sonra afiyetle kahvemizi içtik.

Yunanistan ve adalarda gezmenin en keyifli yanlarından biri de kuşkusuz alışık olduğumuz lezzette kahve içebilmek. Mola sonrası hep anlatılan ünlü Şövalyeler Sokağına gittik. Burası bizi gezerken adeta tarih sayfalarının içine aldı. Her an kaleden çıkan atlı şövalyelerin Arnavut kaldırımlı dar sokaklardan önümüze çıkmalarını bekleyerek dolaştık, fotoğrafladık ve saatlerce bu doyumsuz atmosferin tadını çıkardık.

Sonrasında daha kapsamlı bir gezi için limanın hemen yanında yer alan Hop-on&Hop-off şehir turu otobüsünü tercih ettik. Ödediğimiz ücrete kulaklıkla 9 dilde sesli rehberlik hizmeti ve araç içi wifi dahil. Otobüste wifi kullanarak konum atalım derken telefon ekranında beliren ‘Marmaris’ yazısını görüp şoke olduk. Ülkemize bu kadar yakın (18 km) ve bu kadar güzel bir adayı kaybetmiş olmaktan dolayı tekrar derin bir üzüntü duyduk.


Tur otobüsüyle yaklaşık 1 saat şehir merkezi ve dışında görülmeye değer yerleri gezdik. Otobüs kah yavaşlayıp kah durarak, güzel bir anlatımla antik kalıntıları, kiliseleri ve plajları gezdirdi. Tekrar şehir merkezine döndüğümüzde kalenin önünde indik ve kendimizi Ege’nin turkuaz sularına bıraktık.

www.gezibir.com / Rodos adası sahilleri

İnanılmaz güzellikteki bu denizde yüzmek bize apayrı bir keyif verdi. Rodos’ta koskoca bir günün nasıl geçtiğini anlamadan gece olup hareket saati geldi. Doyamadığımız bu harika adaya tekrar ve tekrar gelmeye kararlı olarak gemimize bindik. Şimdiki rotamız ünlü Santorini adası. Ancak bu adayı ve sonrasını ikinci bölüme bırakmak istiyorum:)

“Yolculuk>önce seni sözsüz bırakır,sonra da iyi bir hikaye anlatıcısına dönüştürür”

İbn Battuta

Sevgiyle kalın..


2 YORUMLAR

  1. Rodos’u ben de gördüm fakat tekrar gitmek istediğim yerlerden biri. Özellikle bahsettiğiniz Şövalyeler Yolu’na hayran kaldım. Aklıma Yüzüklerin Efendisi ve Minas Trith geldi hemen. Kendimi hem geçmiş günlerde hem de o filmin içinde hissettim. Mikanos ve Santorini çok güzelmiş yazınızın devamında geniş yer tutacak sanırım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here