www.gezibir.com - Beyrut

Tekrar merhaba!

Beyrut anılarına kaldığımız yerden devam:)

Şehirdeki 2. günümüzde oteldeki kahvaltımızın ardından ünlü kireçtaşı mağarası Jeitta Grotta’ya hareket ettik. Yerel rehber bulundurma zorunluluğundan dolayı artık iki rehberimiz var. Çoğu yerel rehber selamlama dışında bizlerle pek diyoloğa girmese de Lübnanlı rehber Alen, sempatik tavırları ve yol boyunca yaptığı Türkçe esprilerle kalbimizi fethetti.

Rehberimizden yolda dinlediğimiz kadarıyla mağara 1800’lü yıllarda tesadüfen keşfedilmiş. Dünyanın yeni 7 harikası listesine aday olsa da maalesef girememiş.

Varış noktamızda teleferiklere binerek tepede yer alan mağaraya doğru çıktık.

Girdiğimiz mağaranın yüzeyi suyla kaplı olduğundan teknelerle 10-15 dakika kadar süren inanılmaz güzellikte bir gezi yaptık. Ne yazık ki fotoğraf çekmek yasak olduğundan görüntüleyemesek de dev kireç taşı sarkıtları ve suya yansımasıyla oluşan büyüleyici manzara hafızalarımızda kalıcı bir iz bıraktı.



Jeitta Grotta’dan sonra Beyrut’a yaklaşık 25 km uzaklıktaki Harissa tepesine doğru yol aldık. 650 m.yükseklikteki tepeye çıkmak için yine teleferiğe bindik ancak bu teleferik hiçbirimize güven vermedi. 70’li yıllarda Fransızların yaptığı söylenen teleferik hayli eski ve küçük..

Yukarıya doğru ağır ağır çıkarken tepeye ve yerleşim yerlerine teğet geçerek yüreğimizi ağzımıza getirdi. Tepeye kısa bir mesafe kala korktuğumuz başımıza geldi ve arıza yaptı.

Yaklaşık yarım saat havada sallanarak asılı dururken, arkadaşlarla korkulu anlar yaşadık. Dördümüzün zor sığdığı daracık alanda yaşadığımız heyecanı sanırım hiçbirimiz unutmayız. Neyse ki sonunda arıza giderildi ve sağ salim tepeye ulaştık. Tepede tekrar kısa bir mesafe fünikülere bindik ve zirveye çıktık.


Harissa tepesi dev Meryem Ana heykeliyle ün yapmış. Dünyanın en güzel yüzlü heykeli seçilmesi de ilgiyi arttırmış. Tepede harika bir Akdeniz ve ufukta Beyrut manzarası bizi karşıladı. Daha da yukarıya heykelin etrafındaki merdivenlerden çıkmak mümkün.

Katolik cemaati buraya ayrı bir önem verdiğinden kilise ve çevresi oldukça kalabalık. Kilisenin hemen yanındaki hediyelik eşya dükkanlarında bembeyaz giysili rahibeler satış yaparak kiliseye gelir sağlıyorlar.

Tepede ayrıca Lübnan bayrağında da yer alan görkemli sedir ağaçlarını yakından görme fırsatı bulduk. Ayrılma vakti geldiğinde dualar eşliğinde tepeden indik ve kuzeyde yer alan antik liman şehri Byblos’a gittik.


Eski zamanlarda ticareti başlatan şehir olarak bilinen Byblos, Unesco Dünya Mirası listesinde yer alıyor.

Eski zamanlarda Fenikeliler, yörede bol bulunan sedir ağaçlarını piramitlerin yapımında kullanılmak üzere Mısır’a satmasıyla ün yapmış ve bu sayede bölgenin ticaret hayatı giderek canlanmış. Kalesi,camisi,çarşısı ve fosil müzesi görmeye değer yerlerden..

Gezinti sonrası deniz kenarında güzel bir restoranda balık çorbası ve yöresel yemeklerle midemiz bayram ederken aldığımız bir haber hepimizi şoke etti.

İstanbul-Beyrut seferini yapan ve gece konaklamak üzere havaalanından otele giden THY ekibinin bulunduğu araç, teröristlerce durdurularak içindeki 2 Türk pilot kaçırılmış.

Ayrıntılar biraz sonra geldi. Kendilerine İmam Rıza’nın Ziyaretçileri diyen terörist grup, 1 yıl önce Halep’te kaçırılan ve halen tutuklu bulunan 9 Şii’nin salıverilmesi için kaçırma eylemini gerçekleştirdiklerini açıkladı ve devamında da istekleri yerine getirilmezse ülkede bulunan Türk turistlere yönelik de eylem planı içinde olduklarını duyurduklarında apar topar otobüsümüze binerek soluğu otelimizde aldık.

Vardığımızda otelin önünde bizi güvenlik güçleri karşıladı ve ülkede bulunduğumuz süre içinde hükümetin bizi koruma altına aldığını öğrendik. Ekip araçları gece boyunca otelin önünden ayrılmadı ve gece dışarıya çıkmamamız söylendi. Sabahı zor ettik ve rehberimiz yaptığı görüşmeler sonucunda, bize, Lübnanlı yetkililer tarafından kendilerine bildirildiği kadarıyla, pilotların sağlık durumlarının iyi olduğunu ve teröristlerle temasın sürdüğünü açıkladı.

Büyükelçiliğimiz ve yerel polisin duyurusuyla da kafilenin normal tur programını sürdüreceğini, ülkeye dönüş vaktine kadar koruma altında olacağımızı öğrendik. Tur programımızda o gün Bekaa Vadisi ve antik kent Baalbek vardı.

Bütün tedirginliğimize rağmen tam kadro otobüsümüze bindik ve polis ekipleri eşliğinde Bekaa Vadisine doğru yola çıktık. Yolda rehberimiz Kadriye, polisin bizden istediklerini sıraladı. Hizbullah bölgesine gireceğimiz için, dışarıdan kimseyle diyaloğa girmiyoruz, soran olursa Bulgar olduğumuzu söylüyoruz ve yerel satıcılardan Hizbullah renkleri olan sarı-yeşil renklerde bir şey satın almıyoruz.

Bu eğitimden sonra dünyanın en görkemli tapınak şehri olan Baalbek’e geldik ve tüm olanlara rağmen 5 bin yıllık tarihin içinde kaybolduk. Kent yaklaşık iki asırda inşa edilmiş ve dünyanın en büyük taş bloklarına sahip.

Hızlı bir gezinin ardından otobüsümüze giderken sivil polislerin varlığını fark ettik. Dilencileri ve yanımıza yaklaşarak bir şeyler satmaya çalışan herkesi anında uzaklaştırarak alelacele bizi aracımıza bindirdiler ve dünyanın en eski ve en büyük taş bloğunu görmek üzere taş ocaklarına gittik.

Devasa taş bloğu 2000 yıl önce insan eliyle yapılmış ve bin 650 ton ağırlığında. Kentin inşası için yapıldığı ancak hasar gördüğünden orada bırakıldığı tahmin ediliyor.Üzerindeki Lübnan bayrağı ile fotoğraf çektirmek gelen turistlerin olmazsa olmazı.


Yakındaki Anjar tarihi kenti, Ermenilerin yoğun yaşadığı bir bölge ve kentten geriye pek bir şey kalmasa da zamanında çarşısı, hamamları ve kalesiyle epey büyük bir yerleşim yeri olduğunu öğrendik.

Antik zamanda yapılmış olan kanalizasyon sistemiyle şehrin o zamanlar ne kadar gelişmiş olduğunu anlayabiliyorsunuz. Ermeniler burada Türklere pek sıcak yaklaşmasalar da girişte yer alan birkaç Ermeni esnaf bizimle yakından ilgilendi ve yarım Türkçe ile pilotlar adına duydukları üzüntüyü belirtti.

Buradan ünlü şarap imalathanesi Chateau Ksara’ya geçtik. İçi oldukça hoş bir mekan olarak tasarlanmış olan imalathanede şarap yapım aşamaları gösterilip sonunda tadım servisi yapılıyor. Beğenenler şaraplarını aldı ve hava kararmadan otele geri dönüş yaptık.


Uçağımızın hareket saati sabah 06.00’da olduğundan polisler sabaha karşı 03.00’te hazır olmamızı, bize havaalanına kadar eşlik edeceklerini söylediler.

Söylenen saatte otobüsümüze bindik ve önümüzde siren çalan polis aracı, yine aldığımız direktif doğrultusunda hiçbir kırmızı ışıkta durmadan son hızla havaalanına gittik.

Vardığımızda hepimizi güvenlik kordonuna alarak içeriye soktular ve hareket saatimiz gelene dek yanımızdan ayrılmadılar. Uçağımıza binerek ülkemize ayak bastığımızda endişe içinde bizden haber bekleyen yakınlarımız ve ailemiz de bizimle birlikte rahatlamış oldu.

Her ne kadar son 2 günümüz olaylı ve pilotlarımız adına endişe içinde geçse de Beyrut’un farklı güzelliği bizde derin izler bıraktı. Beyrut polisinin duyarlılığı ise hala hafızalarımızda taze…

Ve tabi ki 2 ay sonra pilotlarımızın serbest bırakılarak ülkemize sağ salim dönmesi de hepimizde büyük sevinç yarattı..

Beyrut’un halen görülmesi gerekli bir coğrafya olduğunu düşünüyorum. Belki de hiç sona ermeyecek olan bu kaos ortamına rağmen Fairuz’a katılmamak elimde değil..

“Selam sana yüreğimin derinliklerinden ey Beyrut. Kabul edin bu selamımı ey denizler, evler ve eski denizlerin yeni yüzü çöller…”

Sevgiyle kalın..

6 YORUMLAR

  1. Çok maceralı bir yolculuk olmuş sizin için.. Ve de riskli.. Ama dünyanın her yerinde böyle şeyler olabiliyor ve bu olumsuz durumlar gezginler engel için teşkil etmemeli. Sizin için de etmemiş. Harika bir yazı..Teşekkürler..

  2. Sizin için unutulmaz ve çok heyecanlı bir gezi olmuş.Okurken aynı heyecanı hissettim.Teşekkür ederim.Dünyanın her yerinde, bu tip olaylarla karşılaşma riskimiz ne yazıkki var.Kendi adıma yine de, herşeye rağmen gezmek gezmek…

  3. Gezinizdeki adrenalin ve tarih bende merak uyandırdı. Beyrut’un tarihi ,çevresi ve Lübnan mutfağı farkıyla tüm riskleriyle görmeye,gezmeye deger bir yer olduğunu hissettim. Güzel bir yazı olmuş elinize sağlık. Diğer yazılarınızı heyecanla bekliyorum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here