www.gezibir.com - Beyrut/Lübnan

Bir zamanlar doğunun Paris’i olarak tanımlanan Beyrut, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri. Şimdilerde ise Orta Doğu’nun bitmeyen kaos coğrafyasında yaşam ve ölümün kol kola gezdiği yorgun bir şehir.

Burada eskiden çok sayıda dini ve etnik grup uzun yıllar boyunca barış ve kardeşlik içinde yaşamış. İç savaş sonrası ise birbirlerine karşı uzlaşmaz bir tavır sergiledikleri için görünmez keskin sınırlarla ayrılmış mahallelerde kendi ayrı hayatlarını yaşıyorlar.

Buna rağmen, birkaç yıl önce birlikte seyahat etmekten son derece zevk aldığımız dostlarımız “Haydi Beyrut’a” dediklerinde iki kez düşünmedik. Hatta hayranı olduğum Halil Cibran’ın hüzünlü vatanını kendi gözümle görme düşüncesi bende heyecan yarattı. Vizesiz oluşunun da yarattığı kolaylıkla hemen bir tur şirketiyle anlaşıp düştük yollara..

Beyrut Havaalanı’nda bizi bekleyen otobüsümüze atladık ve genç rehberimiz Kadriye eşliğinde ilk olarak şehrin simgesi kabul edilen,denizin içindeki iki büyük kayalıktan oluşan Güvercin Kayalıkları’nı görmeye gittik. Eski zamanlarda haberleşmek için kullanılan posta güvercinlerinin yuvası olan bu kayalıklar, turistlerin ilk uğrak noktası..

www-gezibir.com – Beyrut


Şehir; Akdeniz’e önünü, dağlara arkasını dayamış bir konumda. Kayalıkların seyredildiği Corniche Caddesi, upuzun bir sahil gezinti yolu. Burada gezerken Beyrut’un anlatılan tezatlıklarına da şahit olmaya başladık. Savaştan delik deşik olmuş yıkıntı binaların arasına, ultra modern bina ve kumarhaneler inşa edilmiş. Trafiği ise inanılmaz zorlu, zira korna seslerinden geçilmiyor ve yayalara asla sabır gösterilmiyor..

Sahildeki gezintimizin ardından şehrin en gözde semti ve Hristiyan Mahallesi olarak da bilinen Down Town’a geçtik. Burası kalabalık turist gruplarının cami ve kiliseleri ziyaret edip, caddelere yayılmış kafelerde soluklandığı nezih bir semt.

Tarihi açıdan büyük öneme sahip Ömer Camii’nin hemen yanında bulunan Lübnan’ın eski başbakanı Refik Hariri’nin mezarı da görmeye değer yerlerden. Beyrut için çok güzel icraatlar yapmış olan ve suikast sonucu hayatını kaybeden Hariri ve korumalarının mezarı, iftar çadırını andıran geçici bir taziye mekanı olarak tasarlanmış.

Yerleşmek için otelimize hareket ettiğimizde otelin şehrin merkezinde oluşundan dolayı duyduğumuz memnuniyet, odalarımızı gördüğümüzde sona ermiş oldu. Seyahat ederken asla konfor arayanlardan olmadık ancak gördük ki Mozart Otel’in temizlik standartları vasatın çok altında. Acele bavullarımızı bırakıp tek avantajımız olan merkez konum sebebiyle birkaç dakika içinde Hamra Caddesine vardık.

Şehrin diğer bir ünlü caddesi olan Hamra’da gezerken sık sık sırtında asılı kalaşnikof tüfekleriyle vardiya gezen askerlerle karşılaştık. Onları ilgiyle izlerken, bir köşe başına konuşlanmış tank bizi şoke etti. Halk bu durumu kanıksamış vaziyette günlük yaşamını sürdürüp eğleniyor. Cadde boyunca gördüğümüz insanlar hep iyi giyimli, kadınlar çok şık ve bakımlı. Peçe takanı da var, açık gezeni de. Sıradan bir marketten alışveriş yaparken gördüğümüz kasiyer kızın ağır makyajı ve saçına taktığı iri taşlı tacı uzun süre hafızamıza takılı kaldı. Rehberimizden öğrendiğimiz kadarıyla Lübnan, güzelliğine önem veren kadınlara estetik için kredi veren bankaların bulunduğu tek ülke..

www.gezibir.com – Beyrut


Keşif sonrası güzel bir restoran seçip etli ve bol baharatlı Lübnan mutfağını tecrübe ettik ve gayet hoşumuza gitti. Humus, yemeklerin olmazsa olmazı. Başka ülkelerde rastlaması bence imkansız diğer bir olay da, çocuk-yetişkin demeden herkesin yemek esnasında yoğun bir şekilde ‘şisha’ kullanıyor olması. Bizdeki nargile geleneği onlarda açık veya kapalı mekan farkı gözetmeksizin günün her saati devam eden bir alışkanlık…

Yemekten sonra Souk Beirut denilen çarşı ve alışveriş merkezlerini dolaşmaya başladık. Gitmiş olduğumuz dönem ağustos ayı ve sokaklar gezip eğlenen insanlarla dolu. Geleneksel olarak her yıl eylül ayında yapılan Beyrut Caz Festivali hazırlıkları da şehrin her yanını sarmış durumda. Alışveriş yaparken zorlanmadık zira Lübnan doları taşımasanız da Amerikan doları her yerde geçerli. Halk yoğun şekilde Arapça ve Fransızca konuşmasına rağmen İngilizce konuştuğunuzda da anlaşabiliyorsunuz. Hatta ara ara Türkçe bilenlere de rastlamak mümkün..
Uzun bir yürüyüş sonrası oturduğumuz meşhur Hamra Cafe’de çalan hüzünlü bir şarkı dikkatimizi çekti ve sorduğumuzda ünlü Lübnan’lı şarkıcı Fairuz’a ait olduğunu öğrendik. Açıkçası daha önce hiç dinlemediğimiz ama duyduğumuz anda bizi cezbeden bu müzik, ilk rastladığımız yerde şarkıcının CD’sini almamıza sebep oldu.

www.gezibir.com – Beyrut

Ve sonunda ayaklarımız geri geri gitse de gece geç saatlerde arkadaşlarla otelimize döndük. Ertesi gün gideceğimiz dünyanın en ünlü kireç taşı mağarası olan Jeitta Grotto programı için rehberimizden bilgi aldık ve böylelikle zıtlıklar şehri Beyrut’taki ilk günümüzü tamamlamış olduk.

İlk bölüm şimdilik bu kadar sevgili seyahat severler..

İkinci bölümde aksiyona hazır olun:) Bu bölümü, gezi sonrası da zevkle dinlediğim Fairuz’un bir şarkı sözüyle tamamlamak istiyorum..

“Kalbimden selamlar sana,ey Beyrut”

Sevgiyle kalın..

4 YORUMLAR

    • Ekonomik ve siyasi anlamda çok tutarlı bir ortama hiç kavuşamayacak gibi görünen ama gidip görülmeye değer bir coğrafya bence..teşekkür ederim😊

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here